27 Ağustos 2011 Cumartesi

Peygamberimize Mektup ve bir yürek dolusu sevgi gönderiyorum.


 Bugün sizle yıllar evvel yazdığım bir mektubu paylaşmak istiyorum. Selametle...


                                                                     EFENDİM!


Güller… Mis kokulu kızıl güller… Hepsi de sahiplenmişçesine senin emanet kokunu başı dik taze güller… Her bir nadide yaprakta o kutsal yüz suyun saklı efendim!!! Ne kadar da ulvi bir meşakkatle seni sunar gibi uzanırlar seni arzulayan binlerce aciz ve yaşlı gönüle…
            Efendim, ne yürekler ağladı ardından bilir misin? Senin sarsılmaz inancın ve yüce bir mabet olan gönlün ‘ümmeti ümmeti’ diye çarparken ‘Muhammedi’  kokan kalpler ayak izine hasretti…
            Çölde sevgine susamış aciz birer bedeviydik biz, senin Alilerin, Ebu Bekirlerin, Ömerlerin vardı… Bizse her bir sahrada senin adının yankısını arardık. Gül yüzüne doyamazdı bakmaya sahaben, ama biz adını duyuşumuzla ağlardık! Adını duyuşumuzla gülerdik! Günahlarımızla pervane ve iç içeyken senin adınla yıkardık kirlenmiş yüreklerimizi.
            Kâbe’nin kadim duvarlarını cennet taşlarıyla ören atan İbrahim gibi, Rabbim de senin sevgini aynı hürmet ve arzuyla ördü yüreklerimize. Hasretin kavuruculuğu üzerimize çığlar gibi yağdı. Bekleyiş… o vuslat öyle bir kader anının tecellisi ki her geçen saniye yürek acımıza yeni bir çizgi çektik. Şafak sayarcasına… Kavuşma özlemiyle yandık… Tutuştuk.
Yüzünün her bir kutsal çizgisine hasretken umutsuz bir başkaldırışla Ömer gibi haykırıyorduk! ‘O ÖLMEDİ’ diyorduk!!! 
            Efendim… Ey efendim… Can efendim… Uzatma bu taşlaşmış kalplerle dolu dünya sürgünümüzü bizim… Sensizliğin acısıyla yanan ve seni Muhammedi gönüllerde arayan bizlerin…
            Takvimler yine 20 Nisanı gösteriyor. Doğuşunla kâinatın nurlandığı o tarih nice aciz yürekleri rahmet ışığıyla aydınlatıyor. Yıllar süren bu hadsiz bekleyiş silsilesi doğuşunla şenliğe dönüşüyor.
            Belki biz yoktuk Bedir’de… Uhut’ta… Hendek’te… Senin ensarın vardı… Muhacirin vardı efendim! Şimdi de aynı cennet yoluna eşlik eden aslan yürekler var efendim. Senin için çarpan ‘Muhammed’ diye haykıran nice gönüller var efendim!
Gözyaşları karıştı kızıl toprağa. Sel oldu coştu yüreklerimiz.
            Sen bilir misin Ey Nadidem! Nice seneler bekleşmedeyiz.
Şimdi yine bir 20 Nisan sabahı hep bir ağızdan sesleniyoruz sana:

‘SELAM SANA EY NEBİLER NEBİSİ!
SALÂT SANA EY GÖNÜLLER SULTANI’

Ve melekler şahitlik ediyor haykırışlarımıza! Sen o övülmüş makamda işit gök kubbeyi yaran amansız seslenişlerimizi. Şefaatinle aydınlat bu aciz ve muhtaç gönüllerimizi. Ey Rabbimin ve Kainatın Sevgilisi!!! Yüreklerdeki özlem ağıt oldu yıllar yılı… Ayak bastığın topraklara yüz sürerek sevindirdik senelerdir gönüllerimizi…
            Çilekeş birer mecnun gibi aradık kokunu çölden çöle… Resulullah diye haykırdık her bir ayak izine…
            Şimdi yine bir 20 Nisan sabahı sesleniyoruz sana… Yeniden… Ve yeniden… Duy diye bu hadsiz cefalar çekmiş yürekleri! Duy artık Habibler Habibi!!!
            Sen başımızı okşamaya kıyamazken çok acıttılar bu çocuk yürekleri… efendim!!!
Şimdi… Bu aciz kelimelerimde son satırı yazıyorum!!! Tek sana hitaben tüm yalvarışlarım. Sonsuz özlemimi tek bir cümleye sığdırarak sesleniyorum efendim!!! Gül kokunu ulaştıran isminle yalvarıyorum sana!

‘ŞEFAATİNE MUHTACIM EY RESULALLAH’

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

eklemek istediğin bir şey varsa çekinme, söyle :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...