gel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Bir kısa öykü... ( bana ait)





Ufka bakan gözleri bir anlığına hazince kapanmıştı. Alnındaki derin çizgiler eski bir hikâyeyi anlatırcasına uzayıp gidiyordu. Dudakları maziden bir şarkıyı mırıldanıyordu. Çıplak ayakları sahile paralel bir yol çiziyor, ıslak kumların üstünde uzadıkça uzuyordu. Elindeki kırık bastonuyla sert adımlar atıyor, bir anlamda omuzlarındaki ağır yükü toprağa aktarıyordu. Yaşlıydı. Bir kuzgunun son dakikalarındaki asabiliği kalmıştı hatıra ona. Ne kadar da yorgundu kim bilir? Babadan kalan 60 küsur yıllık ceketi onu anlatır gibiydi. Dizlerini büktü. Ayaklarına narin dokunuşları ile canlılık katan, yürümeye devam edebilmesinin tek nedeni olan dalgaları avuçlarına aldı. Onun için bir sihirdi dalgalar. Zaman gibi, yıllar gibi o da elinden kayıp gidiyordu. Eski ceketi, asabiliği, hırsı, anıları kadar, dalgalar da baba mirasıydı ona. Deniz yüreğine demir atmışçasına akıyor… akıyordu. Uzun uzadıya kum taneciklerini ve dalgaları inceledi. Ayağa kalktı. Bir sigara yaktı. Dumanı gökyüzüne doğru uzanıyordu. Sigaradan içli bir son nefes çekti. Batan güneşe bakışlarıyla bir selam verdi. Aniden kumsalda acı bir bağırış duyuldu.

---“ Baba! Dur! Gitme!” küçük masum bir yüreğin sesiydi yankılanan… Baba mağrurca arkasını döndü. Oğluna cesur ol dercesine bir bakış attı. Küçük ama acıklı bir kahkahanın eşliğinde belki de son sözlerini söyledi.

---“ Evlat… Döneceğim... bir gün…” sözleri yarım kalmış gibiydi. Hüzünlüydü gözleri. Ayrılık vakti gelmişti artık. Denize adım attı. Ve bir adım daha. Adımlar bir birini izledi. Deniz eski dostuna kollarını açtı. Sözsüz bir birleşmeden mavi bir yok oluşa doğru baba gözlerini kapadı. Sanki hiç var olmamışçasına gözden kayboldu. Küçük çocuk ise gözlerinden akan tek damla yaşla kumların üstüne çöktü. Güçlü bir iradeyle ayağa kalktı. Titremeden durabilmek için Tanrı’ya yalvardı. Artık hiç eğilmeyecekti. Boynunu bükmeyecekti. Hiç ağlamayacaktı. Ve hiç yalvarmayacaktı. Gözlerindeki yaşı olgunca bir ifadeyle sildi. Artık o eski çocuk değildi. Büyüyecekti. Babası… Babası da bir gün dönecekti. İnanıyordu buna yüreği büyük, küçük çocuk.  Arkasını döndü ve denize tek bir bakış bile atmadan adımlarını izledi. Karanlık, yeryüzüne yas tutarcasına indi.

Üç Nokta...



Bugün güneş yine erken battı
Ayak bastığın tüm yollara
Yıldızlar birer birer kayboldu gökyüzünden
Evlerin ışıkları söndü
Hüznüme hüzün katarak
Yas tuttu gece
Dipsiz uçurum
Hancısız konak
Caddeler karanlığa daldı
Yeniden ve yeniden
Ağladım sana
Anılar keder anılar yara

Bir ayrılık var ortada

Rüzgâr küstü tüm terli alınlara
Yağmur değmez oldu kuru dudaklara

Bir hazin ezgi sardı dört bir yanı

Bir fısıltı, derin ve aciz bir yankı
Belki de kimsesizliğimden gelen
Sana yazılmış bir şarkı
İçinde yine ismin saklı
Sis bürüdü attığım adımları
Görünmez tutunacak dallarım
Yıkıldı bütün kaldırımlarım
Geride gidecek yol kalmadı
Kaç yıl oldu bilmeden
Kaç zamandır ismin şakağımda kandı
Damarımdan kalp gibi atıp
Ruhumda iz bıraktı
Kor gibi yandı canım
Siyah beyaz bir film şeridi
Nerede şimdi tüm o renkli yıllarım
Yıllar kör sağır dilsiz bedevi
Kararmış gözleri evsiz sersefil
Yeniden ve yeniden
İlk günkü gibi
Yine aynı gün kaldım bir fakir
Sebepler sebepsiz kelimeler çaresiz
Dört yanımı kapamış katil satır aralıkları
Devamı gelmiyor cümlelerimin
Soruların sonu yok
Yolların hepsi çıkmaz sokak
Uçurumların ardı yok
Karanlıktayım
Bir başıma yürüyorum
İnsansız caddelerde
Köşe başlarını mesken tutmuş gölgeler
Önce bir adım sonra iki adım
Koşarcasına yarıyorum umutsuzlukları
Hiçlik
Bomboş ve kocaman bir yokluk
Yalnız ellerim delil
Kan dolu çaresiz ellerim katil
Tutamadım seni senden
Kelimelerim tutsak oldu ağzımda
Dur diyemeden uzak oldun
Yetişemedim sana
Bir ölüm bir ecel şimdi kapımda
Bu ölümde ölümsüzüm
Gel ey sessizliğin bekçisi

Kim bilir belki de sana son sözüm

Kuşan küllerimden çek çıkar kılıçlarını
Sevda süvarisi
Vur kır parçala bu adi gölgeleri
Yeniden ve yeniden
Çal kapılarımı çanlarımı
Dön bana
Bu ölümde bu sensizlikte bu sessizlikte
Bir günahkâr gibi
Prangalarla
Kilitliyim dört duvar arası uçurumlarda

Düşmeden

Tut ellerimden
Geride sadece tek cümlem
Gel ve üç nokta…                         
                                                                       mucik24

Gel...



Gel
gecemin yağmurlarında
ıslan
ve saçlarındaki yağmur taneleri
ben olayım
geleyim
ve sana sarılayım
ıslaklığın bana,
tenimin soğukluğu da sana bulaşsın
karlar yağsın
hasretlerin üstüne
senin varlığınla
yaşayıp
senin yokluğunla
öleyim
sıcaklığınla
ısınayım
gel ve
yeni doğmuş güneşim ol
elimi eline
vereyim
al
ve götür beni
hayallerin koynuna
ruhun beslesin
 beni usul usul
ve güzel gecemin ıslak ayazında
seninle uyanayım
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...