kore etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kore etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2013 Salı

Boş Ev Film Müziği ( Natacha Atlas - Gafsa -- Kafes-- )


Kim Ki Duk' un efsanevi filmi Boş Ev'de geçen muhteşem Natacha Atlas şarkısı... İçimi titrettiğini hissedebiliyorum. Güneş batarken dinlenirse daha iyi... evin boş olduğu, güneş ışığının girmediği bir odada, yalnızlığın dibine vururken dinlenmeli... Tabi önce film izlenirse etkisi yüzde binbeşyüz artar... Bu öyle bir şarkı ki sadece sana özel... seni anlatan bir film gibi... senden yankalanan bir ses gibi... senden başka kimse dinlemesin. sadece senin için...benim için...

         


Sözleri:

Gafsa (Cage) 
Kafes

(İngilizce Çeviriden Çeviri) 

Habet Riyahel Hobi fi bali
The breeze of romance started blowing in my mind  
Zihnimde aşk rüzgarları esmeye başladı.
Tahdeeni Salam el habib 
Present me with the peace of my sweetheart.
Sevgilimin(canımın) huzurunu/selamını sunup
Tigouli ‘Erja ya Ghali
You will say ‘Return my precious,
Diyecek ki "geri dön kıymetlim,
Talel fourag wal il gharib’ 
Forget the separation and the strangeness.’
Unut ayrılığı ve yabancılaşmayı."

Goulet Hayali “Sharadat Hali,
My imagination will say ‘I wonder aimlessly,
Hayalim diyecek ki "şaşkına döndüm (avare oldum)
Wa gounet manali saeed.”
And my ambition will be happy.”
Ve amacıma ulaşmanın mutluluğuna ereceğim"
Wa ttalet min bourja il ali,
And she appeared from the high towers,
Ve o (kız) yüksek kulelerde belirdi
Wou Galet Kilamah Ghareeb…
And said strange words… 
Ve tuhaf laflar etti...
“Erja ya Hobb,
Return my love,
"Geri dön aşkım.
Mali fi dounya naseeb.
I don’t have luck (destiny) in this world.
Bu dünyada nasibim yok.
Inta hobi lakin,
You are my love then,
Sen benim aşkımsın ama,
Mish moumkin tkouni halali.”
But it is impossible that you will be mine.
Ama benim (helalim) olman imkansız."

Ah lel
Oh night
Ah gece...
Ya ayni, ya.
Oh my eye, oh
Ah gözlerim , ah

Khalas
it is Finished
Bitti artık. 



9 Ağustos 2012 Perşembe

Penny Pinchers ( Cimri Aşıklar )

 

Bu hafta bayağı film izledim. Hepsi de birbirinden güzeldi. Ancak içlerinden yazmak istediğim en çok Penny Pinchers oldu. Diğer filmlere nazaran bu hafta ilerleterek izlemediğim tek filmdi, nasıl akıp gittiğini bilmediğim bir yapımla karşılaştım. 
Kendisini  Sungkyunkwan Scandal' da tanıdığım ve aşık olduğum Song Joong Ki'nin filmi de olunca saniye kaybetmeden geçtim ekranın başına. Çok tatlı, bebek yüzlü, şeytan tüylü ve daha nice buna benzer kelimeyle tanımlayacağımız bir koreli oppa şu Song Joong Ki. Yenilesi sevilesi bir şey. :)  Öyle ki dizisinde de filminde de aynı tip üzerine oturtulmuş. Çapkın, zeki, göz alıcı, tatlı mı tatlı, hafif şımarık, tembel, hayatı motorundan ve kızlardan ibaret olan bir gencimiz. Ama biz onu çok sevdik. :)

Bu da onun reklam çekimlerinden bir görüntü. 



Esas oğlanımızı tanıttık sıra esas kızımızda.

 

Mimiklerini ve hareketlerini çok sevdiğim Han Ye Seul karşınızda. Onu Myung Wol the Spy ile tanıdım. Orada bir ajan kızımızı canlandırıyordu. Esasen çok tatlı bir insan ve barbie bebek olarak anılmakta. Anlayacağınız Joong Ki'mize yakışmakta. 

Filmin Konusunu Yeppudaa'dan alıntıladım. İsterseniz o siteden online izleyebilirsiniz. 

Ji-Woong üniversite mezunu olmasına rağmen, annesini para istemek için arayan bir adam. İşsiz ve 5 aydır kirasını ödemediği küçük bir çatı katında yaşamını sürdürmekte. Aynı zamanda da bir çapkın. Kadınların dikkatini çektiği sürece söylediği yalanlarsa umrunda değil. 

Hong Sil ise biraz garip. Hiç arkadaşı yok ve hayatını oradan buradan para kazanmaya adamış adeta. Cam şişeleri biriktirip geri dönüşüm için p arasını alan, kafelere gittiğinde avuç dolusu şeker alan bir kişilik. Aynı zamanda da Ji Woong'un komşusu. 

Konu para kazanmaya geldiğinde ikilinin yolları kesişecek ve maceramız başlayacak. 
filmde Song Joong Ki'yi görmek ve onun tatlı mimiklerini izlemek beni çok mutlu etti. Siz de şeker gibi bir koreli oppa izlemek istiyorsanız. Film tavsiye...

Bu da fragman: 

  

19 Ağustos 2011 Cuma

Scent Of A Woman ( Kadın Kokusu ): içinde birden fazla duyguyu barındıran dizi

                     

           Öncelikle Scent of a Woman filminden bahsetmek istiyorum. Al Pacino'nun oyunculuk kavramını alt üst ettiği bir filmdir. O kadar mükemmel ki filmin havasından bittikten sonra bile çıkamıyorsunuz. Al Pacino filmde bir körü oynuyor ancak gerçek körü koysalar onun kadar iyi oynayamaz. Aslında oyucuların yaşlanınca eski kalitelerini kaybettiklerini düşünürdüm ta ki Al Pacino'yu izleyene kadar. Yani bu adam bu sözün yanlış olduğunun dev bir kanıtı. Şarap gibi adeta yıllandıkça kalitesini arttırıyor.

 Filmin konusu şöyle:
        Charlie hazırlık sınıfında okuyan bir öğrencidir. Para kazanmak için Amerikan ordusundan emekli kör bir adama bakıcılık yapmayı kabul eder. Ama bu iş, Charlie'nin beklediğinden çok farklıdır. Frank Slade, bir hafta sonuna kör bir adamdan beklenmeyecek kadar çok aktiviteyi sığdırabilecek bir adamdır ve her adımında Charlie de ona eşlik edecektir.


Kopyala yapıştırdan ibaret basit bir anlatım. Ama filmin konusunu bu kadar basite indirmek yazarın en büyük yanlışı. Kör olmanın verdikleri ve sizden aldıkları... Bir adamın gururu...Ölüme yürüyüşü yani anlatılmaz yaşanır. Filmin ünlü tango sahnesi sizlerle:


       





Scent Of A Woman ( Korean Drama )

         Şimdi de biraz diziden bahsedelim. Kim Sun Ah'nın oyunculuğunu en mükemmel noktalarıyla gösterdiği bir baş yapıt. Aynı anda hem ağlatıp hem güldürebiliyor. Umutsuzluğun içinde umut oluyor. Ölüme giderken hem bu kadar cesur hem de bu kadar korkak olmak mümkün mü acaba. Yani anlayacağınız film uç noktalarda geziniyor. Aşkı anlatışı daha önce hiç bir kore dizisinde görmediğim bir şekilde insanı ekrana kilitliyor.
  Dizinin konusu:
Lee Yoon Jae(Kim Sun Ah) 30 yaşlarında evlenmemiş bir kadındır.Ve yaşamak için 6 ay ömrü kalmıştır. Lee Yoon Jae yaşamının geri kalan kısmında mutlu yaşamaya karar vermiştir. Bundan sonra bir tatile çıkar ve orada Kang Ji Wook(Lee Dong Wook )ile karşılaşır.Kang Ji Wook ve Lee Yoon Jae aşık olurlar. Acaba aşkları ölümden büyük olabilecek midir?


Yine basit bir anlatım. Beni en çok etkileyen şey Kim Sun Ah'nın gözyaşları oldu. Bu kadar gerçekçi olması oyunculuğunun harika olmasının bir kanıtı. 
Bu da dizinin tango sahnesi:

        


Kim Sun Ah: Korenin en beğendiğim aktristi...

     Gözlerine bayılıyorum. Duruşuna bayılıyorum. Oyunculuğuna bayılıyorum. Her şeyi ayrı bir güzel ayrı bir sempatik. Yaptığı her hareket yüreğinizin derinliğine işliyor. Bin bir surat dememiz de mümkün. Çünkü her filminde büründüğü karakter bir diğerinden o kadar farklı ki 'bu aynı kadın mı? ' demeden duramıyorsunuz. Gözlerinin çok anlamlı bir bakışı var ağlarken sen de onunla ağlıyorsun.
 




 Hani kıskanmadan da edemiyorum. Önce Hyun Bin'le sonra Bi Rain'le, daha sonra Cha Seung Won ile oynama şansı elde etti ki bu saydığım isimler korenin en yakışıklı oppaları. Şimdi ise Lee Dong Wook ile aynı ekranı paylaşıyor. Geçmişte iki filmde birden Gong Yoo ile oynamıştı. Bu kadar güzel ve şanslı olmak her babayiğidin harcı değil. Ve gün geçtikçe daha da güzelleşiyor. Hayranım doğrusu gülüşü bile güzel. İdolümsün Kim Sun Ah. :)))

9 Ağustos 2011 Salı

Oldboy mükemmel mi değil mi?




                         

                                               Yönetmen: Chan-wook Park

Tür: Macera 
Senaryo: Jo-yun Hwang 
Müzik: Yeong-wook Jo 
Görüntü Yön.: Jeong-hun Jeong 
Kurgu: Sang-Beom Kim 
Prodüksiyon 
Tasarimi: Dong-ju Kim 
Sanat Yön.: Seong-hie Ryu 
Süre: 120 dk. 
Yapim Yili: 2003 
Ülke: Güney Kore 

Oyuncular: Dae-han Ji
Hye-jeong Kang
Ji-tae Yu
Min-sik Choi

Filmin konusu :
Oh Dae-Su, karısı ve küçük kızıyla birlikte yaşayan sıradan bir adamdır. Bir gün evinin önünden kaçırılır ve kendini özel yapılmış bir apartman dairesinde bulur. Durumunu anlamaya çalışırken odadaki televizyonda, karısının öldürüldüğünü görerek şok geçirir. Polis, kendisinden şüphelenmektedir. Oh Dae-Su, kapatıldığı hücrede mutlu hayatını yok edenlerden intikam alacağına yemin eder… 15 yıl sonra… Dae-Su, para dolu bir cüzdan ve bir cep telefonu ile serbest bırakılır. Bir Japon lokantasında yemek yerken yere düşen Dae-Su, gözlerini yemek yediği lokantada ahçı olan Mido adında genç bir kadının evinde açar. Mido’ya 15 yıllık esaretini anlatan Dae-Su, intikamını alması için ondan kendisine yardım etmesini ister… Bir süre sonra, kendisini kaçıran kişinin izini bulur. Muhteşem bir evde yaşıyan ve dev bir finans şirketini yöneten Lee Woo-Jin, 15 yıl hapsettiği adamla, kaçırılma nedenini bulması için iddiaya girer… Eğer Dae-Su 5 gün içinde hapsedilmesinin gerçek nedenini bulursa, adam intihar edecek, bulamazsa kendisine yardım eden Mido’yu öldürecektir…


                                 Buradan okunduğunda güzel bir senaryo gibi görünüyor. Ancak filmin içine indiğinizde bir çok bomba etkisi yaratan olaylarla karşılaşıyorsunuz. İlk nükleer bombamız Lee Woo Jin'in kız kardeşiyle yattığını öğrendiğimizde patlıyor. Dae-su bunu görmüş ve yakın bir arkadaşına söylemiş. Dedikodu parazit gibi tüm şehre yayılmış. olay hamileliğe kadar gitmiş. Ve bizim kız kardeş intihar etmiş.

ikinci bombamız ise intikamın nasıl soğuk yenen bir yemek olduğuyla geliyor.  Lee Woo Jin Dae-su'ya sorusunun yanlışını gösteriyor.
        Lee Woo-Jin: baştan beri yanlış soruyu soruyordun. Neden beni 15 yıl hapsettin yanlış bir soru. doğrusu neden beni 15 yıl sonra bıraktın olacaktı.

          Ve sebebi biz zavallı seyirciler ağızlarımız açık bir şekilde öğreniyoruz.  
asıl korkunç intikam Dae-su'ya da aynı günahı tattırmakmış. Hipnoz sonucu kendi kızına aşık olan ve onunla yatan bir baba. Eğer konunun bu olduğunu bilseydim asla izlemezdim. iğrenç ötesi bir şey. 
            Ama bununla da sınırlı değil bombalarımız. Bizim yaşlı baba Dae-su onu hipnoz eden kişinin yanına gidiyor ve yalvararak bir iyilik istiyor. Gerçeği unutmak. Ben olsaydım kendi kafama sıkardım. Ama Dae-su kızıyla sevgili olmayı tercih ediyor. Gerçekten etkileyici bir filmdi. Ancak sonu böyle bitmemeliydi. En iyisi siz de izleyin ve ne düşündüğünüzü söyleyin bana. Selametle...

Going by the book hiç de kitabına göre değil!

                

                                  Bugün Going by the Book ( kitabına göre) filmini izledim. Orta çaplı bir kore filmiydi ancak bende yarattığı etki görülmeye değerdi doğrusu. Film bittiğinde yüzümde bir sırıtışla kalakaldım resmen. Ben filme gülerken ailem de benim şaşkın hallerime gülüyorlardı. Size filmin konusunu korefans  sitesinden alıntıladım:
                                                       
Oyuncular

Jae-yeong Jeong
Su-Jeong Eom 
Jin-mo Ju 
Chang-Seok Ko 
Han-wi Lee 
Yeong-eun Lee 



                                                                          Konusu:


Bir dizi banka soygunu şehir sakinlerinin paniklemesine neden olduğu için, insanlar yeni atanmış polis amirinden suçluların yakalanmasını talep ediyorlar.

Şehiri sakinleştirmek ve kendi tutkularını yerine getimek için bu amir, trafik polisi Jung Do-man'ı soyguncuların dünyasına sızmasını kararlaştırıyor.
Yapılacak olan soygun tatbikatıyla başarı elde edip polis teşkilatını halkın gözünde yüceltmek için Jung-man'ı soyguncu olarak belirlerler. Ve işini gerçekçi yapmasını isterler. Jung Do-man ise işini gerçekçi yaptığı anda işler karmaşık bir hal alır.                          



Filmin en dikkat çekici noktası da Do-man'ın istemediği halde hırsızlığı da polislik kadar iyi yapması. Şaşırtıcı derecede zeki ve kontrollü. bir sonraki adımı daima görebiliyor. emin olun çok süper bir his.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...