roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2020 Pazartesi

Terry Pratchett'in Jack ve Fasulye Sırığı yorumu




“Ve sonra Jack, daha önce bahsedilen hırsızlık, dolandırma ve izinsiz giriş suçlarına cinayet ve ekolojik terörizm ekleyerek dünyanın son fasulye sırığını parçaladı ve bunların yanında çocuk devleri de babasız bıraktı. Ama yaptığı yanına kar kaldı ve sonsuza dek mutlu bir şekilde yaşadı, yaptığı şey hakkında en ufak bir suçluluk hissetmeden... bu, bir kahramansanız hemen hemen her şey için mazur görülebileceğinizi kanıtlıyor, çünkü kimse rahatsız edici sorular sormuyor . ”- Terry Pratchett, Hogfather

17 Ağustos 2013 Cumartesi

Çavdar Tarlasında Çocuklar ( Gönülçelen ) - J. D. Sallinger




Internete baktığınızda kitapla ilgili bir çok yorum yada tez bulabilirsiniz. Her okuyan kafasına göre kitabı yorumlamaya, çözümlemeye çalışınca bir birinde farklı görüşler ortaya çıkıyor. Kimisi çok beğendiğini, kimisi hiç beğenmediğini söylüyor. "Bir kitap okudum hayatım değişti!" cümlesiyle, "Neyini beğeniyorlar bu salak kitabın!" cümlesi yan yana olunca kendimi büyük bir çıkmazda buldum. Şu ana kadar basit yada kaliteli bir çok kitap okudum. Kitabı bitirdikten sonra gelen ilk on dakika, o kitabı okuduktan sonra hala aynı insan olabilir miyim, diye düşünmekle geçti. Zor bir durum. Kişiliğiniz henüz tamamlanmamışsa kelimelerin sizi etkisi altına alması çok daha kolay oluyor. Kitabın bittiği o çıkmaz, nereye, ne yöne gideceğinizi kestiremediğiniz o anlar sizi hiç ummadığınız duygusallığın içine sokuyor. Gönülçelen'de de böyle hissettim. Ne düşüneceğimi kestiremedim. Okurken yazarla bir oldum ama kitap bittikten sonra "Bu kitap bana ne kazandırdı?" diye düşünmeden edemedim. Belki de yazar bana bir şey katmak için yazmadı o kitabı. Belki üzerinde düşünmem gereken hiç bir şey yok. Sadece kendimi o hüzünlü ama akıcı kelimelere bırakıp hayatımın bir saatini Holden Caulfield olarak geçirmemi istemişti hazar. Olamaz mı? Hayatının bir dönemi ruhu uçuruma saplanırken, yalnız olmaktan sıkılıp düşüncelerde dolaşmak istemişti. Bu akla en yatkın olanı. Düşünmeyi bırakmak lazım. Anlamayı, elle tutulur hale getirmeyi bırakmak lazım. Kitap bazen sadece bir kitaptır.

23 Temmuz 2013 Salı

Kitaplardaki Melek Takıntısı ve Kitap Klişeleri

Bu yazı şu şarkı eşliğinde yazıldı: Sweater Weather - The Neighbourhood



   Melek nedir? Önce bunu anlamak için TDK sözlüğe girdim ve aşağıdaki tanımı buldum.


melek

  1. Tanrı ile insan arasında aracılık yaptığına ve nurdan olduğuna inanılan manevî varlık.
  2. Terbiyeli, uysal (kimse).

Bakalım doğru anlamış mıyım? Melek manevi bir varlık. İyiliği ve güzelliği temsil ediyor değil mi? Bu konuda dünyadaki 6 milyar insanla hemfikiriz. Ayrı ayrı dinlere göz atalım. 

İslamiyette melekler nurdan yaratılmış olup Allah'ın hizmetindedir. Hiçbir şekilde iradeleri yoktur. Yeme içme gibi zayıflıkları yoktur. Her maddenin ve olayın ona özel meleği olabilir. Örneğin Ölüm meleği Azrail, Vahiy meleği Cebrail, Doğa meleği Mikail ve sura üfleyecek melek İsrafil gibi. Siyer kaynaklarından Taif halkı tarafından zulme uğrayan Peygamberimizin, Allah'ın göndermiş olduğu Dağlar meleğini geri çevirdiğinin biliyoruz. Geri çevirdi çünkü melek ona istemesiyle dağları Taif halkının üzerine yıkabileceğini söylemişti. Rahmet Peygamberi ise yaratılışındaki güzellikle ellerini Rabbine açıp Taif'e imanı tam bir kavmin gelmesi duasında bulundu. Ayrıca islam dininde her yağmur tanesinin bir melek tarafından taşındığı inanışı yer alır. Öyle ki kıyamete kadar aynı melek ikinci defa inmez. Sonuç olarak meleklerin cinsiyeti yoktur ve sadece emirleri yerine getiren manevi yaratıklardır.

                         

Musevilik'de İbranice'si Mal'akh olan melek, Tanrı tarafından belirli bir görevi yerine getirmek amacıyla yaratılan, günahsız yaratıklardır.
Museviliğe göre meleklerin cinsiyeti olmaz ve yemek içmek gibi ihtiyaçları da yoktur ancak, görevleri icabı insan kılığına büründüklerinde bir cinsiyete sahip gibi görünebilirler ve bu durumdayken yiyip içebilirler.
Melekler doğrudan Tanrı'nın direktiflerine göre hareket ederler ve inisiyatif kullanamazlar. Musevilikte başlıca büyük melekler şunlardır.
Michael, Gabriel, Rafael, Uriel ve Ölüm meleği (Azrail) olan Malah Hamavet.

Hristiyanlıkta ise meleklerin cinsiyeti hala tartışılıyor. O nedenle burada onlardan bahsetmeyeceğim.


Gelelim kitaplara. Yıl olmuş 2013. Ne yana baksam meleklerle ilgili fantastik kitaplar. Konu genellikle Hristiyanlıktaki düşmüş meleklere diğer adıyla kara meleklere bağlanılıyor. Kitaplar o kadar cinsellik kokuyor ki melek kavramı anlamını yitiriyor. Anlayamıyorum. Eğer cinsel içerikli bir kitap yazmak istiyorsanız Vampirler ne güne duruyor. Kabil'in çocukları vampirler kan ve seks açlıklarıyla yazmaya ne kadar da uygunlar. Neden kullanıyorsunuz melekleri? Ne gereği var? Hadi biri ikisi yaptı diyelim ama şu an 50'den fazla kitapta düşmüş melek konusu var. Hatırlarsanız lise edebiyatında yazarlara ve kitaplara baktığımızda en büyük sıkıntının özgünlük olduğunu görürdük. Yazarlar başka bir yazarı kopyalamaktan o derece korkarlardı ki Yahya Kemal "serin selviler" şiirinde serin sözcüğünü bulana kadar 20 yıl beklemişti. Ne bu kopya hevesi? Hiç mi özgünlük olmaz be arkadaş! Her kitapta bir melek hevesi almış başını gidiyor. Bazen kuşkulanıyorum. Acaba bu bir çeşit plan mı? Komplo mu var bu işin içinde? Acaba melekleri cinsellik objesi olarak göstererek maneviyatlarını yıkmaya mı çalışıyorlar? Olur mu olur. Biz ne oyunlar gördük değil mi? 
Aşağıya inelim melekler ile ilgili çıkan o yığınlarca kitaptan bir kısmına göz atalım.
Bunlar sadece Türkçeye çevrilmiş olanlar. Her kapaktan cinsellik ve salt seks akıyor. Seksi kullanmalarını anlıyorum. Globalleşen dünyada seks kaliteden daha çok ilgi çeker. Araba reklamı yaparsınız ekranda güzel ve çekici bir kız vardır. Dondurma reklamı yaparsınız parmaklarını yalayan hanım ablamız belirir. Sadece iç çamaşırı reklamlarındaki cinselliği anlıyorum. Dikkatimi çeken bir diğer şey de eskiden sadece seksi bayanlar kullanılıyorken şimdi erkekler de vitrinlerde boy gösteriyor. Baklavaları ve adonisleriyle erkekler. Eee devir değişti. Dünyayı artık sadece para değil kadınlar da yönetiyor. Örneğin biscolata reklamlarını ele alalım. Çok da eski olmayan zamanlarda dudağının kenarındaki çikolata parçasıyla şirinlik yapan bayanlarımızın yerini artık çikolata yiyen kaslı erkeler almış. Ne günler ama...
Evet. Seksi anlıyorum. Ama bunu kutsal bir varlığa yakıştırmalarını hoş göremiyorum. Hangi din olursa olsun. Melekler el değmemiş olmalıydı. Birileri buna bir dur demeliydi. Alın vampirlerinizi tepe tepe kullanın. Bırakın melekler bize kalsın. Ama her şey değişti değil mi?Ya da ben çok gerilerden geliyorum. Bari biri ikisi neyse özgünlükte yok bu saçma yazarlarda. Piyasada melek kitaplarıyla kaynıyorken sırf popülaritesini artırmak ve bestseller listelerinde kalmak için yazıyorlar. Bunların anlayışı ne "Sanat toplum için" ne de "Sanat sanat için". Bunlar sadece yazmak için yazıyorlar. Bir de kendilerine yazar diyorlar. Sanatın s'si yok o kitaplarda. Ayıp. İsyanlardayım uleyn!!! Dokunmayın kitaplarıma o pis ellerinizle. Kirletilmişsiniz hepiniz. Kitaplar kadar değerli bir şeyi kalitesizliğinizle kirletiyorsunuz. Azıcık özgün olun. Yalvarıyorum.















9 Temmuz 2013 Salı

Kitap Klişeleri ve Hayatın Gerçekleri Maddelerle açıklanıyor (1)



1) Amerika'da ve Avrupa'da mezuniyet gecesi bekarete veda gecesi olarak algılanıp 16 yaşından sonra hala bakire olan birini bulmak samanlıkta iğne aramaya benziyorken nasıl oluyor da bütün aşk romanlarında esas kızımız şaşırtıcı bir şekilde bakire oluyor. Sonuçta Justin Bieber'in Selena Gomez'i hamile bırakıp 17 yaşında baba olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Garip doğrusu. Havalı ve popüler olmak için asi genç havalarında gezmek, olabildiğince erken içki ve uyuşturucu kullanmak lise hayatının vazgeçilmez kabul koşulları iken romanlarda esas kızımız temiz, masum, iyilik timsali, en küçük jestte yanakları kızaran bakiremiz oluyor.

Dosya:Arthur Hughes - Overthrowing of the Rusty Knight.jpg

2) Eğer esaslı bir aşk romanı yazmak istiyorsanız mutlaka 19. yüzyılın İngiltere'sine gitmek zorundasınız.
Çünkü 21. yüzyılda jartiyer ve kahraman dükler bulmak zor. Gerçekten zor. Düşünün bir dakika lütfen.
Aradığınız erkek

  • Hem yakışıklı olacak,
  • Hem zengin olacak, 
  • Savaştan savaşa kahramanlıklarıyla ünlü atılgan biri olacak ( Bu madde her romanda bulunmuyor ama güzel bir tetikleyici ), 
  • Bunlar da yetmez süslü ve ağırlığı olan bir ünvanı olacak ( örn: dük, kont, vikont ya da baron vs. ), 
  • Tabi çapkınlığıyla da ünlü olsun ki siz onu kendinize körkütük aşık ettiğinizde rakipleriniz kıskançlıktan çatlasın, 
  • Biraz da kontrol edilemez olacak ama durun korkmayın siz onu aşkınızla adam edeceksiniz, öyle ki başlarda tutkusuyla sizi çılgına çevirirken evlenince düşünceli bir eş, sevimli bir baba olacak, 
  • Daha bitmedi geçmişte mutlaka bir trajedi yaşamış olsun ki siz onu dolgun göğüsleriniz ile kucağınızda teselli edebilesiniz, 
  • Tabi bir de etrafta ona rakip olabilecek bir kaç çapkında olmalı yoksa Shakespeare'in mezarında kemikleri sızlar. 

Anlıyorsunuz ya, tüm bu özellikleri kendinde barındıracak erkek yok 21. yüzyılda. Eğer bulursanız aşağıdaki adımları izleyin.

  • Önce derin bir nefes alıp kendinizi çimdikleyin gerçek olduğundan emin olmamız lazım.
  • Sonra onu görüş alanınızdan çıkarmadan bir bardak su için. Bu büyük bir şok sonuçta.
  • Akıllı telefonunuzla bir kaç poz çekin her keşif kanıt gerektirir.
  • Bulunduğunuz yerin açık adresini ve koordinatlarını mucik24@mynet.com adresine yollayın. 
  • Benim 'hedef başarıyla yakalandı!' mesajımı aldıktan sonra en yakın köprüden kendinizi atın. İki kişiniz bildiği sır değildir ve ben çok eşliliği kabul etmiyorum. : )
 not: Ben şu jartiyer olayını anlamıyorum. Yün çorabın jartiyerden sonra keşfedildiğini biliyor muydunuz? 



3) Mutlaka ortada bir sorun olmalı. Çünkü iki gencimiz, münasip bir şekilde tanışıp birbirini beğenirse, ailelerinden iyi dilekleri alınıp güzel bir düğünle evlenirlerse bu çok sıkıcı olur değil mi? Kim böyle sıkıcı ve bayağı bir ilişki ister ki?! Büyük bir sorun olacak, aşk, entrika, macera, gerilim falan olacak adrenalin arada bir yükselecek. Aşık çiftimiz büyük bir acıyla ayrılacak ve kitabın sonunda gözyaşları içinde bir araya gelecekler. en son bir düzine çocuk yapıp bir tanesi de yolda derken ekranda 'ömür boyu mutlu yaşadılar' yazısı belirecek. İşte kitap dediğin de böyle olur.


4) Anlamıyorum. Aşk nedir? Gerçekten nedir? Eğer sadece son yıllarda çıkan romanları ele alırsak anlamı şu:  'Çok yakışıklı bir erkekle, çok güzel bir kızımızın arasındaki cinsel çekim sonucu ortaya atılan sınır ruh halidir.' Ötesi yoktur yani.
 Esas kızımız gizli kapaklı balkonlarda öpüşürken namus derdine düşmüyor ama iş metresliğe geldi mi burun kıvırıyor. Neymiş efendim onurmuş, şerefmiş. Orada burada öpüşürken aklı başından gidiyormuş da şerefi unutuyormuş. Kız milleti değil mi daima en iyisini isterler. Takdir ediyorum. Gerçekten. Asla kendimi ikinci sınıf bir yerde bulmak istemem. Eğer bensiz yapamıyorsa evlenecek. Ben milletten sakladığı, istediği zaman başından atabileceği iki paralık bir insan olmayacağım. Ama yine de onur konusunu işlerine geldiği gibi kullandıklarını düşünüyorum. Nedir bu göster ama elletme olayı? Sonuçta adam sana tecavüz etmiyor. İstesen öpmesini engelleyebilirsin. Esaslı kırıcı ve gerçekçi bir söz karşıdakini durdurabilir. Kitaplardaki centilmen düklerden bahsediyoruz. Sen de istiyorsun. Madem istiyorsun adamı kışkırtma. Kaçma. Kaçan kovalanır. Erkekler savaşmayı severler. Sen kaçarsan mutlaka kovalayacak, avlarının peşinden gideceklerdir.
Nietzsche ne diyor? Erkek bu hayatta iki şeyi sever. Tehlike ve kumar. Bu yüzden en tehlikeli kumar olan kadını sever. Tabi kimse sormuyor. A benim namuslu bakirem gerçekten şerefliysen neden beni oyuncağın edip yasak meyveni bana sunuyorsun? Eğer hiç yedirtmeyeceksen kokusunu içime çektirip ağzımın suyunu akıtman köpekliktir. Sonuç olarak; Bilge kişi şöyle der: Aşk Köpekliktir.



 5)  mucik24 erkek düşmanı bir feminist değildir. Ve belki de yüzlerce tarihi aşk romanı vardır. her türlü kitabı sever. zamanında felsefe tarihi sözlüğü bile okumuşluğu vardır. ( Çok sıkıcıydı. Asla denemeyin. ) Özellikle aşk romanlarına bayılır. Sadece iç çekişlerin ve inlemelerin olmadığı esaslı bir konuya sahip aşk romanlarını sever. Ancak diğerlerini de okumadan geçmez. Anlayacağınız tüm bu klişeler onu kitaplardan uzaklaştırmaz. Ne kadar saçma olursa olsun kalbini ısıtacak bir şeyler okumak onu daima mutlu eder. Kitap okurken karakterle bir olur. Öyle ki kitap okurken onun kahkahasını duyup sırıtışını görenler bazen ona deli muamelesi yapar. Yine de aldırmaz. Kitap bittikten sonra büyük bir sırıtışla kitaba sarılır ve onu koklar. En sevdiği koku yeni kitap kokusudur. Bazen kitaplarına duyduğu yakın ilgiyi anlamayan ve kıskanan ailesi onu sorgular. O ise ne söylerse söylesin okumadan anlayamayacaklarını söyler. Kendisinin daha okumadığı bir kitabı başkasının elinde gördüğünde deli gibi kıskanır. Çok da mükemmel biri değildir. Ama mutlaka bir yerlerde bu yazıyı okuyup kendini ona yakın hisseden birileri çıkacaktır. Onlara hayat boyu zevkli okumalar diler. Selametle...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...