28 Ağustos 2012 Salı

Coldplay - Warning Sign

Swans - Unkle Bob



Grey's Anatomy dizisinde bize harika anlar yaşatan müthiş bir parça...


by my side, you’ll never be.
by my side, you’ll never be.

couse i’m fake at the seams,
i’m lost in my dreams, and
and i want you to know,
that i can’t let you go.

and you’re never coming home again,
and you’re never coming home again.

by my side, you’ll never be.
by my side, you’ll never be.

i wanted to tell you i changed.
i wanted to tell you that things would be different this time.

i see you, you see me,
differently.
i see you, you see me,
differently.

you tell me that you love me but you never want to see me again.

RAC - 1979 ( ft. Liz Anjos )

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Paolo Conte - İl Treno Va ( Tren Gider )



Hepimizin bildiği 'Bir başkadır benim memleketim' şarkısının italyancası diyebileceğimiz 'Lasciatemi Cantare' şarkısının sahibi Toto Cotugno'dan ölümsüz bir eser daha... İl Treno Va ruhumuza hitap ediyor...  Ve tren gidiyor... Ne olursa olsun...kim ayrılırsa ayrılsın ve yol nereye ulaşırsa ulaşsın tren daima yoluna devam eder. Dönenler olabilir de olmayabilir de... Oysa tren daima gidecektir...

sözler ise şöyle:

cosi deserta la citta 
io non me la ricordo piu' 
guardando un film 
in bianco e nero davanti alla tv 
le corse dietro a quel pallone 
su quella strada di periferia 
e sogni sotto al ponte 
della ferrovia 

c'e sempre un treno che va...e va... 
quasi sempre verso il nord 
o dintorni 
il treno va...e va... 
e quasi sempre indietro non ritorni 

c'e un film di rocco alla tv 
dal meridione arriva su' 
quella valigia di cartone oggi non c'e piu' 
ognuno sceglie la stazione 
ma a volte sbagli la destinazione 
se perdi il treno giusto 
perdi il gusto della vita 

il mio treno va... e va... 
dentro al mio vagone pieno di sogni 
il mio treno va... e va... 
con le paure ed incertezze ed inganni 
para papa para paparapa ...ra papa...pa...pa 

la vita come il treno va... 
e un'altra estate ormai e gia qua 
da quella lunga galleria 
il treno spuntera' 
io sulla spiaggia sotto il sole 
ascolto una canzone di anni fa 
che dici il treno dei miei pensieri all'incontrario va 

il mio treno va...da te 
perche sei l'unica stazione per me 
il mio treno va...perche 
perche mi porta sempre a casa da te 
il mio treno va...da te 
che sei la cosa piu'importante che c'e 
il mio treno va...perche 
intanto scrivo una canzone per te... 

il mio treno va...da te 
che sei la cosa piu'importante che c'e 
il mio treno va...perche 
intanto scrivo una canzone per te...




12 Ağustos 2012 Pazar

Elvira Madigan




Ve trajik final sahnesi:




Una Furtiva Lagrima ( Kaçak Bir Gözyaşı )



Una Furtiva Lagrima...Kaçak bir gözyaşı... Donizetti'nin "l'elisir d'amore" (aşk iksiri) adlı operasının en sevilen ve en can alıcı aryası olarak karşımızda durmakta.



Konusuna gelirsek:


nemorino fakir fukara bir oğlandır, ama zengin ve kendisiyle ilgilenmeyen bir kıza sevdalanmıştır. çaresizlik içinde bir "aşk iksiri" alır, ama aldığı şey ucuz kırmızı şaraptan başka bir şey çıkmaz. Nemorino acınası bir şekilde yine de bunun işe yarayacağına inanmaktadır. işte birden zengin kızın ağladığını gördüğünde onun kendine aşık olduğuna, bu yüzden ağladığına inanır.



Sözleri: ( Pavarotti'den dinleyince daha bir güzel oluyor :) )

una furtiva lagrima
negli occhi suoi spunto:
quelle festosee giovani
invidiar sembro.
che piu cercando io vo?
m'ama, lo vedo.
un solo instante i palpiti
del suo bel cor sentir!
i miei sospir, confondere
per poco a' suoi sospir!
cielo, si puo morir!
di piu non chiedo.




sözlerinin ingilizce karşılığı aşağıdaki gibi:

a sullen and secretive tear
that started there in her eye...
those socialising bright young things
seemed to provoke its envy...
what more searching need i do?
she loves me, that i see.
for just one moment the beating
of her hot pulse could be felt!..
with her sighing confounding
momentarily my sighs!...
oh god, i shall expire;
i can't ask for more.


Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu



Çok sevdiğim bir yazardan harika bir kitap : 
Konu
“Dünyanın sonu insanın yüreğinin içinde gelir.”
‘‘Çektiğin acıyı ben de anlıyorum. Fakat bu herkesin başından geçiyor. O yüzden senin de katlanman gerek. Sonrasında kurtuluş geliyor. O zaman artık sen, hiçbir şeyi dert etmeyecek, üzülmeyeceksin. Hepsi kaybolup gider.
Geçici heveslerin hiçbir değeri yok. Burası dünyanın sonu. Dünya burada sona erer, ötesi yoktur. O yüzden sen de artık hiçbir yere gidemezsin.’’

Gölgesini kaybeden, kafataslarından eski rüyaları okuyan bir adam ve dünyanın sonu gelmeden önce yaşayacak sadece birkaç saati kalmış bir kahraman. Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu XXI.
Yüzyıl edebiyatına damgasını vuran, kült yazar Haruki Murakami’den bilimkurguyu masalsı bir dünyanın içinde var eden, Kafkaesk bir psikolojik gerilime göz kırpan bir roman.

Kitaptan bir kaç alıntı:

"Çektiğin acıyı ben de anlıyorum. Fakat bu herkesin başından geçiyor. O yüzden senin de katlanman gerek. Sonrasında kurtuluş geliyor. O zaman artık sen, hiçbir şeyi dert etmeyecek, üzülmeyeceksin. Hepsi kaybolup gider. Geçici heveslerin hiçbir değeri yok. Beni daha kötü konuşturma, gölgeyi unut. Burası dünyanın sonu. Dünya burada sona erer, ötesi yoktur. O yüzden sen de artık hiçbir yere gidemezsin.

"Önce yürek sorunu. Sen bana bu şehirde, savaş nefret ve ihtiras olmadığını söyledin. Ne güzel. Gücüm yerinde olsa alkış tutmak isterim. Fakat savaş, nefret ve ihtirasın olmaması demek, bunların zıddının da olmaması demektir. Bunların zıddı sevinç, mutluluk ve aşktır. Ancak ihtiras, yok oluş, üzüntü olursa sevinç var olabilir. Umutsuzluk olmadan, mutluluk hiçbir yerde var olamaz. Bu benim sözünü ettiğim doğa işte.

"Sesli sesli ağlamak istedim, ama ağlayamazdım. Gözyaşı akıtmak için fazlasıyla yaşlanmış, fazlasıyla deneyimlerden geçmiştim. Dünyada gözyaşı dökülemeyecek üzüntüler vardır işte. Bunu kimseye anlatamayacağınız gibi, anlatsanız bile hiç kimsenin anlayamayacağı türden şeylerdir. O üzüntü sürekli hiç değişmeden, rüzgarsız bir gecede yağan kar gibi sessizce yüreğinizde birikir durur."


Bu kitabı okuduktan sonra şunu söylemeden edemedim. Abi bu japonlar her şeyi mi iyi yapar?! Okuduğum ender güzellikteki kitaplardan biri desem abartmamış olurum. Meyvelerin kokusunu bile farklı bir alacaksınız. Dünyaya farklı bakacaksınız. Kitapta hiç bir karakterin isminin verilmeyişi de cabası...Okumadan ölmeyin. 

Yazar Hakkında: 

Haruki Murakami, 1949’da Kobe’de doğdu. Vaseda Üniversitesi’nde klasik drama eğitimi gördü. İlk romanı Kaze no oto vo kike, 1979’da yayımlandı. Ardından Gunzou Edebiyat Ödülü’nü aldı. Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu’yla (1985) Tanizaki Ödülü’ne, Yaban Koyununun İzinde’yle (1989) Amerika’dan Yeni Yazarlar Noma Edebiyat Ödülü’ne ve Zemberekkuşu’nun Güncesi’yle (2005) de Yomiuri Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. Murakami’nin İmkânsızın Şarkısı (2004), Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında (2007) ve Sahilde Kafka (2009) adlı romanları da Doğan Kitap tarafından yayımlandı. Japonya’nın en önemli ve popüler yazarlarından biri olan Murakami’nin eserleri kırkın üzerinde dile çevrildi.





9 Ağustos 2012 Perşembe

Penny Pinchers ( Cimri Aşıklar )

 

Bu hafta bayağı film izledim. Hepsi de birbirinden güzeldi. Ancak içlerinden yazmak istediğim en çok Penny Pinchers oldu. Diğer filmlere nazaran bu hafta ilerleterek izlemediğim tek filmdi, nasıl akıp gittiğini bilmediğim bir yapımla karşılaştım. 
Kendisini  Sungkyunkwan Scandal' da tanıdığım ve aşık olduğum Song Joong Ki'nin filmi de olunca saniye kaybetmeden geçtim ekranın başına. Çok tatlı, bebek yüzlü, şeytan tüylü ve daha nice buna benzer kelimeyle tanımlayacağımız bir koreli oppa şu Song Joong Ki. Yenilesi sevilesi bir şey. :)  Öyle ki dizisinde de filminde de aynı tip üzerine oturtulmuş. Çapkın, zeki, göz alıcı, tatlı mı tatlı, hafif şımarık, tembel, hayatı motorundan ve kızlardan ibaret olan bir gencimiz. Ama biz onu çok sevdik. :)

Bu da onun reklam çekimlerinden bir görüntü. 



Esas oğlanımızı tanıttık sıra esas kızımızda.

 

Mimiklerini ve hareketlerini çok sevdiğim Han Ye Seul karşınızda. Onu Myung Wol the Spy ile tanıdım. Orada bir ajan kızımızı canlandırıyordu. Esasen çok tatlı bir insan ve barbie bebek olarak anılmakta. Anlayacağınız Joong Ki'mize yakışmakta. 

Filmin Konusunu Yeppudaa'dan alıntıladım. İsterseniz o siteden online izleyebilirsiniz. 

Ji-Woong üniversite mezunu olmasına rağmen, annesini para istemek için arayan bir adam. İşsiz ve 5 aydır kirasını ödemediği küçük bir çatı katında yaşamını sürdürmekte. Aynı zamanda da bir çapkın. Kadınların dikkatini çektiği sürece söylediği yalanlarsa umrunda değil. 

Hong Sil ise biraz garip. Hiç arkadaşı yok ve hayatını oradan buradan para kazanmaya adamış adeta. Cam şişeleri biriktirip geri dönüşüm için p arasını alan, kafelere gittiğinde avuç dolusu şeker alan bir kişilik. Aynı zamanda da Ji Woong'un komşusu. 

Konu para kazanmaya geldiğinde ikilinin yolları kesişecek ve maceramız başlayacak. 
filmde Song Joong Ki'yi görmek ve onun tatlı mimiklerini izlemek beni çok mutlu etti. Siz de şeker gibi bir koreli oppa izlemek istiyorsanız. Film tavsiye...

Bu da fragman: 

  

Eternal Sunshine of the Spotless Mind Theme ( Sil Baştan - Jim Carrey )


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...