25 Şubat 2014 Salı

Riff Cohen - A Paris

14 Eylül 2013 Cumartesi

Stefan Zweig - İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar



Stefan Zweig okumak garip bir duygu. İnsanı içine çeken akıcılığın yanında bariz bir gerçekçilik de gizli bütün o kitaplarının içinde. Acımak, Satraç ve Amok Koşucusu'ndan sonra İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar'ı okudum. Hangisi beni daha çok etkiledi bilmiyorum. Amok Koşucusu'ndaki derin duygular daha önce eşine rastlamadığım şeylerdi. Satranç inanılmaz etkileyici bir psikolojiyi anlatıyordu. Acımak ise bambaşka bir kulvardı. Bir insanın fedakarlığı ve özgürlüğü arasında gidip geliyordu. İki taraftan da hapsedilmiş bir zihin, kendi özgürlüğüyle vicdanı arasında kalması etkileyiciydi. Ve sonra İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar... Fatih Sultan Mehmet'in ve İstanbul'un Fethi'nin tasviri eşine az rastlanır akıcılıkta ve canlılıkta, büyük bir pencereden tarihi izliyormuş gibi beni cezbetti. Bir yanda Fatih'in acımasızlığını övgüyle anlatırken diğer yanda Allah'ın karşısındaki kulluk çizgisini takdir ediyordu. O anlatırken tarihimden duyduğum gurur damarlarımda ikinci bir nabız gibi atıyordu. 10 kadar parıltılı anı tasvir eden kitabı sırf Fatih'i okumak için aldığımı itiraf ediyorum. Okuduklarım, yazının kalitesinin içimde oluşturduğu heyecan, diğer 10 denemeyi de okumam gerektiğine beni inandırdı. Aldığım zevki sizlerle paylaşmak istiyorum. Uzun da gelse okuyun. Pişman olmayacaksınız.

Okumak için tıklayın.

12 Eylül 2013 Perşembe

Whatever Lola Wants- Sarah Vaughan



Whatever Lola wants, Lola gets
And little man, little Lola wants you
Make up your mind to have (make up your mind to have)
No regrets (no regrets)
Recline yourself, resign yourself, you're through

I always get what I aim for
And your heart and soul is what I came for
Whatever Lola wants (Lola wants), Lola gets (Lola gets)
Take off your coat, don't you know you can't win
(Can't win, you'll never, never win)
You're no exception to the rule
I'm irresistable you fool
Give in (Give in, you'll never win)

Whatever Lola wants, Lola gets

I always get what I aim for
And your heart and soul is what I came for
Whatever Lola wants (Lola wants), Lola gets (Lola gets)
Take off your coat, don't you know you can't win
(Can't win, you'll never, never win)
You're no exception to the rule
I'm irresistable you fool
Give in (give in, you'll never win)
Give in (give in, you'll never win)
Give in.

17 Ağustos 2013 Cumartesi

Çavdar Tarlasında Çocuklar ( Gönülçelen ) - J. D. Sallinger




Internete baktığınızda kitapla ilgili bir çok yorum yada tez bulabilirsiniz. Her okuyan kafasına göre kitabı yorumlamaya, çözümlemeye çalışınca bir birinde farklı görüşler ortaya çıkıyor. Kimisi çok beğendiğini, kimisi hiç beğenmediğini söylüyor. "Bir kitap okudum hayatım değişti!" cümlesiyle, "Neyini beğeniyorlar bu salak kitabın!" cümlesi yan yana olunca kendimi büyük bir çıkmazda buldum. Şu ana kadar basit yada kaliteli bir çok kitap okudum. Kitabı bitirdikten sonra gelen ilk on dakika, o kitabı okuduktan sonra hala aynı insan olabilir miyim, diye düşünmekle geçti. Zor bir durum. Kişiliğiniz henüz tamamlanmamışsa kelimelerin sizi etkisi altına alması çok daha kolay oluyor. Kitabın bittiği o çıkmaz, nereye, ne yöne gideceğinizi kestiremediğiniz o anlar sizi hiç ummadığınız duygusallığın içine sokuyor. Gönülçelen'de de böyle hissettim. Ne düşüneceğimi kestiremedim. Okurken yazarla bir oldum ama kitap bittikten sonra "Bu kitap bana ne kazandırdı?" diye düşünmeden edemedim. Belki de yazar bana bir şey katmak için yazmadı o kitabı. Belki üzerinde düşünmem gereken hiç bir şey yok. Sadece kendimi o hüzünlü ama akıcı kelimelere bırakıp hayatımın bir saatini Holden Caulfield olarak geçirmemi istemişti hazar. Olamaz mı? Hayatının bir dönemi ruhu uçuruma saplanırken, yalnız olmaktan sıkılıp düşüncelerde dolaşmak istemişti. Bu akla en yatkın olanı. Düşünmeyi bırakmak lazım. Anlamayı, elle tutulur hale getirmeyi bırakmak lazım. Kitap bazen sadece bir kitaptır.

16 Ağustos 2013 Cuma

Some Like It Hot ( Bazıları Sıcak Sever ) - Muhteşem Ötesi



Billy Wilder'in muhteşem ötesi filmi... İnanılmaz komik... Ayakta alkışlıyorum. Replikleriyle çıtayı o derece yükseltmiş ki bu filmden sonra aynı kaliteye ulaşılabilir mi bilmiyorum. İlk 15 dakikası "Sıkılma! Birazdan güzel olacak! Sakın ilerletme!" şeklinde kendime kontrol telkini uygulayarak geçti. 15. dakikadan sonra "Daha fazla gülersem komşular evi basacak!" korkusuyla yankılandı. Kahkahalarım, yalan değil, gecenin 4.14'ünde bütün binayı salladı. 1959 yılı, bu filmi şimdi yapsalar bu denli güler miydim bilmiyorum. Belki de o eski filmlerin sıcaklığı, o dönemin samimiyeti beni etkiledi. Beklenmedik bir anda çarptı. Gerçekten beklemiyordum. İlk dakikaların sıkıcılığından, bir de bana has kontrol dışı ilerletme bağımlılığımdan, çok zor geçti. Ama sonra zamanın nasıl geçtiğini fark etmedim. İzleyin, İzletin!


Konu unutulmazfilmler.com'dan geliyor efendim.

Kariyerlerinde zorlanan iki Chicago’lu caz müzisyeni Joe ve Jerry 1929’da yaşanan bir katliamın iki tanığı olmuş, kendilerini gören gangsterlerden de canları pahasına kaçmışlardır. Kasabayı terk etmek ve yeni bir iş aramak durumunda kaldıkları için Miami’de bir kadınlardan oluşan bir müzik grubuna katılıp gizlenmek onlara fazlasıyla cazip gelmiştir. Kadın gibi giyinip Josephine ve Daphne adını alan ikilinin önlerinde atılmak üzere oldukları oldukça tuhaf bir serüven vardır. En iyi yönetmen, senaryo, erkek oyuncu ve görüntü yönetimi dahil altı dalda Oscar’a aday olan Billy Wilder filmi kostüm dalında ödülü kazanmayı başarmıştı.


Herşey bu kadar değil elbette. Bizim Joe kendi çapında bir Don Juan. Kızları etkilemesiyle ün salmış. Sugar  (Şeker) ile konuşurken onun saksafon çalan erkeklere bağımlı olduğunu, kendini bu illetten kurtarmak için kızlar orkestrasında ukulele çaldığını öğreniyor. Hazır Florida'ya gelmişken kendine milyoner bir koca bulmak isteyen Sugar'ın karşısına, zengin varis kılığında çıkıyor. Bu tanışmadan sonra, film boyunca tek bir kez duyulan 'Some Like It Hot' cümlesi ekrana geliyor. 



Daha bitmedi. Jerry de Daphne adıyla erkeklerin kalbini çalarken zengin playboy Osgood'u cazibesiyle delirtir. Bizim Joe Sugar'ı "yatım var" hesabıyla kandırırken, playboy Osgood'u yatından uzaklaştırmak Daphne'nin görevidir. Buluşmanın sabahında öyle bir sahne ekrana gelir ki gülmekten izleyenler sandalyesinden düşer. ( Örneğin ben :) ) Geceki tangonun heyecanından sıyrılamayan Jerry yatakta dans etmektedir. O an Joe pencereden odaya girer. Replikler şöyle:

Joe: Ne oldu?
Jerry: Ben nişanlandım.
Joe: Tebrikler. Kim bu şanslı kız?
Jerry: Benim.
Joe: Ne?!
Jerry: Osgood evlenme teklif etti. Düğünü haziranda planlıyoruz.
Joe: Sen neden söz ediyorsun. Osgood ile evlenemezsin.
Jerry: Sence benim için çok mu yaşlı?
Joe: Jerry ciddi olamazsın.
Jerry: Hep kızlarla evlenip duruyor.
Joe: Ama sen...sen kız değil, erkeksin. Bir erkek niçin senle evlensin ki?
Jerry: Emniyet için.
Joe: Jerry uzan iyi değilsin.
Jerry: Bana çocukmuşum gibi davranma! Aptal değilim. Sorun var biliyorum.
Joe:  Tabi sorun var.
Jerry: Sorun annesi. Onun onayını almalıyız. Sigara içmediğim için endişelenmiyorum.
Joe: Jerry bir başka sorun daha var.
Jerry: Ne gibi?
Joe: Balayında ne yapacağınız gibi.
Jerry: Onu tartışmıştık. O Rievera'ya bense Niagara Şelalelerine gitmek istiyoruz.
Joe: Jerry delirdin mi? Bundan paçayı sıyıramazsın.
Jerry: Devam etmesini ummuyorum. Zamanı gelince ona söyleyeceğim.
Joe: Mesela ne zaman?
Jerry: Mesela törenden hemen sonra. Çabucak boşanırız. Bana güzel bir nafaka bağlatır. Ben de her ay o nafaka çeklerimi alırım.
Joe: Jerry dinle beni. Yasalar var. Olmaz bu.
Jerry: Joe, bu bir milyonerle evlenmek için son şansım.
Joe: Jerry, nasihatımı dinleyecek misin? Her şeyi unut, tamam mı? Sadece kendine bir erkek olduğunu söyle. 
Jerry: ( Üzgünce ) Ben bir erkeğim.

 

Filmin son sahneleri... Joe ve Sugar botun arkasında mutlu sonlarını yaşarken Osgood ve Jerry öndeler.
Replik şöyle: 

Osgood : Annemi aradım. Öyle mutlu oldu ki ağladı. Onun gelinliğini giymeni istiyor beyaz dantelden.
Daphne : Osgood, annenin gelinliğini giyerek evlenemem. O ve ben aynı şekilde yaratılmamışız.
O : Gerekirse tadilat yaparız.
D : Hayır, olmaz. Osgood sana karşı dürüst olmalıyım. Biz evlenemeyiz.
O : Neden?
D : Şey… Birincisi ben doğal sarışın değilim.
O : Önemli değil.
D : İkincisi, sigara içiyorum.
O : Umurumda değil.
D : Korkunç bir geçmişim var. Üç yıldır bir saksafoncuyla yaşıyorum.
O : Seni affediyorum.
D : Asla çocuğum olmayacak.
O : Evlat ediniriz.
D : Anlamıyorsun Osgood. Ben bir erkeğim.
O : Sıkma canını. Kimse mükemmel değildir.




Trailer:

                          

Marilyn Monroe...Hayal kadın...







Josephine ve Daphne... :)






12 Ağustos 2013 Pazartesi

Bir Kitap Yazmak İstiyorum - mucik24

Bir kitap yazmak istiyorum. Öyle alelade olmamalı. Çarpıcı olmalı. Ağlatmalı. Gülümsetmeli. Güldürmeli. Korkutmalı. Adrenalin arada bir yükselsin. Bazen de beş çayı rahatlığında sürükleyiversin. Ne yazmalıyım? Kahramanlarım kimler olmalı? Bir kadın düşünüyorum. Genç ama olgun. Cesur. Atak. Zeki. Korkusuz. Kimsenin baş edemeyeceği kadar deli. Merhametsiz. Gözüpek. Çılgın. Nasıl biri ki tüm bu özellikleri barındırabilsin? Vazgeçmesin istiyorum. İstediğini alana kadar durmasın. Ama kimse de ona sahip olmasın. Kendisinin efendisi. Sarsıcı. Güzel. Vahşi. Herkes korkmalı. Herkes saygı duymalı. Maceracı. Sonunu düşünmeden hayata atılmalı. Ama nasıl yazayım? Her kadının kaderi bir erkek değil mi? Erkek de koymalıyım sayfanın köşesine. Köşesine dediysek derine. Çaktırmadan girivermiş güzelimizin gönlüne. Şanına kim yakışabilir ki? Daha azıyla yetinemezsin kendinden. O da vahşi O da deli olmalı. Ama kilit vurmamalı kızımın hayatına. Bir olmalı tek olmalı. Ama sarmamalı sıkı aşkını boynuna. Boğmasın sevsin. Nerede böyle erkek? Söyle sen kimsin. Hangi aşk romanı ki erkeğin egosu altında ezilmemiş olsun güzel kız? Yok böyle bir şey. Daima güçlü olduğunu, otoritesini göstermek zorunda değil mi? Ama güzelim de zayıf bir erkek istemez ki. Hadi çık çıkabilirsen işin içinden. Erkek deli dişi deli. Peki kim ödeyecek böyle arsız bedeli? Aşık olsunlar önce dedim sonra gelir elbet gerisi kendiliğinden. Yazayım da dökeyim bir bir içimden lakin ne fayda. Aşk romanı olamaz bu. Şanına yakışmaz karakterimin. Daha destansı bir şey olacak. Haykıracak içten içe. Ne omalı? Nasıl olmalı? Diyorum dövüşsün bütün kötü adamlarla. Ama erkek izin verir mi ki buna. Gururlu. Atılgan. Tehlikenin ortasına kendini atar. Ölüme siper olur. Kızımızın gururu yerle bir olur. Atılma desen umursamaz olur. Beğenmezsin. Ne yazacağım şimdi ben? Hadi hedefimizi küçültelim şu kızı biraz adam edelim desem olmaz. Zayıflıktan bilirsiniz nefret ederim. Çelişkinin dibi tuttu. Hani yazacaktım da bitecekti bütün derdim kederim? Bak ne oldu şimdi. Kız haklı erkek haklı. Kalemi tutmadan bitti görkemli kariyerim. En iyisi bir kaç sayfa aşk okuyalım da keyfimiz yerine gelsin. Elin kalemi dururken neden bitsin mürekkebim? Onlar yazsın ben okuyayım. Ta ki gururuma yenik düşene kadar. Bir gün suratına tükürüp bütün kalitesiz yazarların. Güleceğim. Daha iyisini yazabilecekken oturup bu saçmalıkları mı dinleyeceğim? O güne kadar açık dursun kalemimin ucu. Belki gün olur yazarım hayatımın hikayesini. Veririm tüm özenti yazarlara müebbet. Benim gibi delinin de bir okuyanı bulunur elbet. 

                                                                                                                               MUCİK24









Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...